11/12/2007 - KURTAR BENİ SEVGİLİ OKUYUCU !

Sevgili okuyucu, bu bir yardım talebidir.
Şu anda; sabaha kadar uyuyamamış, düşünceler içinde kaybolmuş,
hâlâ inatla “gerçek olan”ı arayan bir adamın melankolik ayarı kaçmış çığlıklarını okumaktasınız.
Bir önceki cümlede geçen, altı çizili kelimeler ironik vahametimi yansıtıyor.
Kendini kaybeden biri, gerçeği arıyor…
Ancak, bu o kadar da tezat bir durum değil.
Esaretten kaçış olan, ölümcül bir yolculukta, sizi yavaşlatan fazlalıklarınızdan kurtulmak gibi…
Nasıl olsa, gerçeğe ulaştığım yerde kendimi tekrar, üstelik daha belirgin bir ifadeyle, bulacağım.
Kurtarın beni bu boş inancımdan !
Pek mütevazı, kendini bilen okuyucum; bu bir acil durum vakasıdır.
Hayatımın negatif kutbuna yakın bir yerlerde, bilinçaltı buzdağlarımın arasında kaybolmuş,
keşif gemimden size ulaşan “mayday” çağrılarını okumaktasınız.
Biliyorum merak ediyorsunuz : Acaba size neler anlatacağım ?
Buradan hiç kurtulamasam bile umurunuzda olmaz aslında, yeter ki istediğinizi vereyim size.
O yüzden karşılıklı bir anlaşma yapacağız. (*)
Şimdi size, ne bildiğimle ilgili biraz ipucu vereyim :
“ ‘Diğer insanlardan farklı olduğunu düşünerek egosunu tatmin edenler’den değilim diyerek
egosunu başka bir biçimde tatmin etmeye çalışanlar”dan olabilirsiniz.
Veya tek tırnak içindeki sınıftansınız.
Kısacası ya A kümesindesiniz, ya da A’nın dışındakilerden.
Gölgenizden kaçabilmeniz, egonuzdan kurtulmanızdan daha olası…
O yüzden bu gerçekle barışın.
Yapmanız gereken egonuzdan sıyrılmak değil, onun mahiyetinin farkında olmak.
Bir kısır döngüde, koşsanız da, ağır aksak yürüseniz de fark etmez.
Saatte X km/saat hızla “ilerlerken”, hep sıfır metre sıfır santimetre sıfır milimetre uzaktasınız kendinizden.
Bunu düşünün devinimlerinizde; düşündüğünüzü düşünün, düşündüğünüzü düşündüğünüzü düşünün…
İşte o an bir şimşek çakacak beyninizde.
Hayatınızın en büyük elektriksel kıvılcımı bu; kendinizden uzaklaşmaya başladınız.
Bir itirafta bulunacağım size; az önceki cümlede geçen “kendiniz” siz değilsiniz aslında.
Bir dublördü, sizin yerinize geçmiş olan.
Sizin görüntünüze bürünmüş, hatta duygu, düşünce ve repliklerinizi oynayan bir sahtekâr o !
Ama düşünün bir kere, ne kadar siz olabilir ki…
Sizin ruhunuzu hortumlayan bu üçkağıtçıyı gebertseniz, ne iyi olur !
Ama hayır, intihar ederek değil…
Benim iyi kalpli, açık fikirli, samimi, ahlaklı okuyucum, bu bir yangın alarmıdır.
Yutucu, kara bir dumanı, karbonmonoksit zehirlenmesini,
ağız ve burun çevresinde oluşan, komik is maskesi ile örtülmüş çaresizliğimin hırıltılarını okumaktasınız.
Bütün acil çıkışlar kapalı !
Çünkü kapı değil, duvar var yerlerinde.
Bir gün kaçmak isteyeceğimi hiç akıl etmemiştim.
Erdemli görünme çabamın, saplantılarımın, takıntılarımın, sözde habersizliğimin, sözde saflığımın,
sözde iyi niyetimin, kendimi kandırışlarımın beni ele verecekleri günü hesap etmedim doğrusu.
İçimde gittikçe artan tiksinme duygumun ve öfkemin benden intikam alması beklenmedik bir şeydi.
Biliyorum ki, sizin bu konuda bazı önlemleriniz var.
Ne zaman bir duman tütse vicdanınızda ya da sapkınlığınız alev alsa,
hemen “birilerine b.k atma” aletinizi kapar, korkularınızı söndürürsünüz.
O da yetmezse, önceden gizli yalanlarla aralık bıraktığınız kapılardan koşarak kaçarsınız, arkanıza bakmadan.
Lütfen, rica ediyorum. Hatta yalvarıyorum size…
O iğrenç aletinizle kendinizi, kendi b.kunuza gömün biraz da, pişmekte olan etimin alevini söndürün.
Cesur yürekli, gizli kahraman, adaletli, melekler kadar saf ve güzel okuyucum, bir hilkat garibesinin komplekslerini okumaktasınız.
Şifrelenmiş duygular, gizli mesajlar veremiyorum size inanın; anlaşılmak çünkü tek gayem.
Ama anlaşılmak istememin de yegâne sebebi, anlamak kendimi…
Sizinle aramdaki tek çıkar ilişkisi budur.
O yüzden benden (ç)alamadıklarınız için duyduğunuz öfkeyi anlıyorum.
Kendi engizisyonlarınızda verdiğiniz ölüm fermanlarımı da…
Kapalı psikolojiler ardındaki sayıklamalarınızın duyulmadığını mı sanıyorsunuz ?
İlişkilerinizi, ilişkisizliklerinizi, öyle görünme çabasında olduğunuz sahte imajlarınızı
bir sokak tiyatrosu gibi oynarken önümüzde,
içinizde taşıdığınız zavallı amaçlarınız paçavra gibi dökülüyor ikiyüzlülüğünüzden.
Sanal zırhlarla yaşarken e-sosyal hayatınızı, dev aynalarından yansıtırken azalarınızı,
ayaklarımın dibine düşen gölgeniz ele veriyor ne kadar “yok” olduğunuzu, bir Thales anında.
Yüzü peçeli cüzamlıların arasında, peçesiz olduğu için alaya alınan bir ucubeyim ben…
Ve sizin anlayabileceğiniz hiçbir açıklama getiremiyorum bu anlamsızlığınıza.
O yüzden susuyorum.
Gizlediklerinize ışık vurdukça görebilirsiniz ancak.
(*) Anlaşmamız şöyle; ya beni kurtaracaksınız bu çukurdan, ya sizi de yutmasına izin vereceksiniz hezeyanlarımın.
Hepimizin kaybolduğu yerde, bir kasaba kuruyoruz; düşünebiliyor musunuz ?
Açıklama : Thales kendi gölgesinin, kendi boyuna eşit olduğu anda,
piramidin gölgesini ölçerek yüksekliğini bulmuştur.
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
1/12/2007 - Get the money
Şu anda mutsuz olanlar için geliyor bu parça, Iggy Pop söylüyor, Get the Money !
Doğal (ya da suni) felaketler, “olağanüstü haller”, katliamlar, “özgürlük için” yapılan savaşlar, kazalar, salgınlar, nükleer silahlar, elektromanyetik silahlar, radyoaktif sızıntılar, “tıbbın hâlâ araştırdığı” hastalıklar, tıbbi atıklar, çağımızda yeni yeni türeyen sapkınlıklar, artık her insanda görülmeye başlanan ciddi psikolojik semptomlar, davranış bozuklukları, obsesyonlar, uyku düzensizliği,
Sıradaki parçamız Boombastic, Shaggy söylüyor…
Kapitalist uyuşturucular, bir oturuşta 7 bölümü ardı ardına izlenen diziler, “very” fast foodlar,
türü saptanamayan müzikler ve müzisyenler, kendisiyle çelişen “çok satan” kitaplar (eğer benim gerçek bir “sır”rım olsaydı onu yazmaz, yaşardım), kolajlanan, klişeleri makyajlanan, karmaşıklığı senaristlerin beyni kadar düz, gişe filmleri, “hey millet toplanın, beyin yıkama saatiniz geldi aptallar !” haber bültenleri, yeni model cep telefonları, yeni model arabalar, yeni model kariyer unvanları (bkz. iş geliştirme müdürü, ürün müdürü,
erkek koleksiyon tasarım müdürü,teknik ofis müdürü,
şube yönetmeni, genel müdür asistanı),
Kendini kaybedenler için çalıyoruz, Placebo, protect me from what i want !
Billboardlarla yapılan psikolojik savaşlar, eğitim ve öğretim sistemlerindeki standart ürün prosedürleri, light tüketim ürünleri, light ve besleyici tüketim ürünleri, yeni kreasyonlar, kişisel gelişimcilerin bilmem kaç emir mukaddes kitapları, hutbe seminerleri, pasifizmin gölge oyuncusu sivil toplum örgütleri, kimlik bunalımı geçiren kitlelerin kartvizit etkinlikleri.
Bütün bunlar olması gerekenler aslında; bir memeliden çok, virüs olduğu söylenen insanın yaşam biçimi… Teslimiyetçi bir kayıtsızlıkla karşılayın her şeyi; ancak gezegenimize doğru gelmekte olan bir meteor varsa o başka… Doğanızla barışın !...
Ya da barışmayın, ne fark eder ki. Yaslanın arkanıza ve küresel ısınmanın tadını çıkarın.
Steve Vai sizin için söylüyor, Fuck yourself.
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
5/11/2007 - ELMA (not: Bu hikaye aslında yok)
Nefes nefese kaldım. Kalbim çok hızlı atıyor… Çok fazla.
Nabzımı kulaklarımda duyuyorum. Başka hiçbir şey duymuyorum.
Yaklaşık 30 metre önümde koşuyor. Kaslarım yanıyor.
Sanki bu sefer yakalayacakmışım gibi hissediyorum, daha hızlı koşuyorum…
Sanki arayı kapattım…
Ama hep önümde… Yaklaşık 30 metre.
Kim bu ? Neden kovalıyorum ? Neden kaçıyor ? Yakalarsam ne yapmam gerek ?
Köşeyi döndü. Biraz sonra ben de döndüm arkasından.
Yine bir köşe…
Onu göremediğim bu ikinci seferde, aslında birini kovalamıyormuşum gibi hissettim.
Köşeyi geçtim. Tekrar önümde. Hâlâ koşuyor.
Artık etrafımız açıklık. Köşeler yok.
Onu hep görüyorum. Hep koşuyorum.
Ama onu sadece arkasından görüyorum. Hep arkasından koşuyorum. Yaklaşık 30 metre.
Dizginleri çekilmiş bir at gibi durmaya çalıştı aniden. Durdu.
Ben de durmuşum. Hâlâ 30 metre…
Yavaşça bana döndü. Gözlerim sonuna kadar açıldı. Çünkü gördüklerine inanamadılar.
Beynim gözlerimi doğruladı. Gördükleri gerçek !
Bu benim.
Kendimi kovalıyormuşum. Ya da kendimden kaçıyormuşum.
Belki de her ikisi…
Ama mutlaka biri diğerinden daha gerçek !
Hepsi rüyaydı. Çünkü saçmaydı.
Kendimi kovalayan ben…
Şu an gece olması, yatağımda ve az önce uyanmış olmam, bunun bir rüya olduğunu
ispatlamaya yetmezse eğer; daha kuvvetli bir delilim var : Saçmaydı !
Sanki gerçekmiş gibi gördüğünüz rüyaları tekrar düşünün.
Bir gerçek kadar mantıklı, kurgulu olanları…
Gerçekten rüya mıydılar ? Yoksa gerçekten(!) gerçek mi ?
Bir elmayı düşünün.
Artık olmayan… dişlerinizle parçaladığınız, çiğnerken tattığınız,
suyunu dilinizde hissettiğiniz, yemek borunuzdan aşağıya bıraktığınız,
sindirdiğiniz bir elmayı düşünün.
Gerçek miydi ?
Gerçekten bir elma olduğunu söyleyebilir misiniz ?
Deliliniz nedir ?
Hayatınızda ilk defa bir elmayı gördüğünüz günü hayal edin.
Çocuktunuz.
Size onun bir “elma” olduğunu söylediler.
İnandınız.
Çünkü onlar da inanmıştı.
Tıpkı sizin gibi, onlar da bilgisizliklerinin çaresini başkalarında aradılar. İnanmışlarda…
Doğrular dışarıdaydı. Mutlak doğrular.
Öğrendiniz. Elma…
Gördünüz, dokundunuz, kokladınız, tattınız.
Bütün duyularınızı kullanarak onu beyninize yerleştirdiniz. Elma…
Artık sahip olduğunuz bir gerçeğiniz vardı. Elma.
Bir elmayı tanımak için görmeniz yeterli artık
Ya da gözünüz kapalı yemeniz… Hatta sadece koklamanız.
Yanılma payınız milyonda bir bile değil.
Çünkü bir armudun elmaya benzemesi milyonda bir ihtimal…
Sadece görüntüsü ile sizi kandırabilecek bir armut, onu yediğinizde hemen kendini ele verecektir.
O, gerçekte bir armut… Elma değil.
Kendinize güvenebilirsiniz.
Bilgilerinize güvenebilirsiniz. Size öğretilen bilgilerinize…
Duyularınıza güvenebilirsiniz. Size öğretildiği gibi kullandığınız duyularınıza… (Tabii eğer hasta değilseniz.)
Önce varlığı ile karşılaşıp, sonra da tanımladığınız (elma gibi) şeyler dışında;
bir de başkalarının tanımları ve tecrübeleri ile öğrendiğiniz ama henüz hiç doğrudan algılamadıklarınız vardır.
Eğer ilk elmanızla karşılaşmadan önce, birileri size “elma”yı anlatsa idi,
şu elma görünümlü armudu, elma sanmanızın olasılığı ne olurdu sizce?
Yaşadıklarınızla tanımlarınızın birbirine benzeme oranlarını hesaplayın.
Elinizde “robot resimleri” ile aradığınız duyguları, ilk defa hissettiğinizde (ya da hissettiğinizi sandığınızda) beyninize yazılan profilleri çıkarın arşivinizden.
“İyi bir insan” olma olasılığınız nedir ?
“Pişmanlık” olasılığı ?
“Aşık olma” olasılığı ?
“Mutluluk” olasılığı ?
Gerçekten “yorgun” musunuz acaba ?
Hatta gerçekten “yorgun hissediyor” musunuz ?
Kendiniz olma olasılığınız nedir ?
“Ne kadar kendiniz olduğunuzu bilme” olasılığınız ?
Elmanın gerçekten elma olma olasılığı ?
Başkalarının, başkalarından öğrenmiş başkalarından öğrendiklerini öğrendiniz.
Bilgileriniz bundan ibaret.
Gerçekleri öğrenin.
Nasıl ?... Beş duyunuzla değil mi ?
Gerçeklere, kendi hata payınız kadar yaklaşabilirsiniz ancak.
Beş duyunuzun gerçeklerini öğrenin önce.
Nasıl ?...
Kendinizle aranızda 30 metre var.
Ne kadar koşarsanız koşun, ya da öylece durun… Hep var. 30 metre.
Uyanın !
Bütün bu anlattıklarım yok. Çünkü saçma !
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
4/8/2007 - Bitmemiş

Sıkıldım artık!...
Günlerdir uyuyamıyorum.
Beynim sanki gürültülü bir makine gibi,
Devamlı çalışıyor ve beni derin bir uykudan mahrum bırakıyor.
Güneş doğarken, ağaçlarda sinir bozucu bir ısrarla öten kuşlara lanet okurken,
Aslında uyuduğumu hayal ettim.
Bir rüyada olduğumu…
Ama değil!...
Yaşamayı bir uyku hali olarak kabul etsek de,
Ben biraz fazla uyanığım hâlâ.
Doğduğumuzdan beri kafamıza tıkılan bütün o rahatsız edici bilgiler,
İç gıdıklayıcı kaygılar, “başımızdaki dikenler” gibi duran sorumluluklar…
Bize bahşedilenler ki; onlar, karşılığında onu kaybetme korkusuna kendimizi köle olarak sattıklarımızdırlar…
Bütün bunlar aslında kaçmak istediklerimizdir.
Biz öyle bir yolcuyuz ki;
Amacımız bir yere gitmek değil, bir YERDEN kaçmak!
Hepsinden uzaklaşmak…
KENDİMİZİ TERKETMEK !
Herkes kendince bir yol bulur…
Bakınız : İçki, uyuşturucu, cinsellik, televizyon, balık tutmak, siyasete girmek,
daha çok para kazanmak, çocuk büyütmek, çiçek büyütmek,
köpek beslemek, futbol fanatizmi, kariyer yapmak, vs…
Herkes kendisi için en uygun uyuşturucuyu arar uzun süre,
Bazen aradığını bulur ve ölüme kadar, huzurlu bir uykuda yaşar.
Kimisi de çabuk sıkılır her bulduğundan, yeni arayışlara girer,
Hiçbir şeyin onu kendinden uzun süre uzak tutamadığından yakınır.
Aslında ona en iyi gelen ilacın, onu bir moron yapan güzelliğin,
Devamlı suni bir arayış içinde olmak, hep farklı şeyleri denemek olduğunun farkında değildir.
En ilginç ya da en salak ölümler bu kişilere nasip olur genelde.
Bakınız : Çin’deki bir gökdelene tırmanırken düşüp ölen “Örümcek adam” lakaplı kişi,
Afrika’da aslanları fotoğraflarken parçalanıp bir kısmı yenmiş halde bulunan maceracı,
Kabile hayatlarını inceleyen bir akademisyenin, yanlarında 6 ay yaşadığı yamyamlar
tarafından dini bir tören sonrası pişirilip yenmesi.
Ben kendi yolumu bir türlü bulamadım.
Hiçbiri, hatta devamlı farklı şeylere tutunmak bile beni düşüncelerimden kurtaramıyor.
Herkesin gülümseyen bir suratla, mışıl mışıl uyuduğu bir dünyada,
Kendimi çok yalnız hissediyorum.
Benimle aynı derdi olan birileri mutlaka olmalı…
Ama neredeler bilmiyorum ve aramak da çok zor bir iş gibi geliyor.
Kendimi uyanık olmanın üstün bir tarafı olduğuna inandırmak önce işe yarar bir avuntu gibiydi,
Ama maalesef, bunun çok salakça olduğunu düşünecek(!) kadar bol vaktim oldu ne de olsa.
Kendi kuyruğunu yiyen bir kurtçuk gibiyim,
Önce doymaya başlıyorum ama sonra doymak anlamsız geliyor.
Çünkü neyimin doyması gerektiğini bilemez hale geldim!
Kıvrılıyorum aranıza bir yere,
Uyuyamasam bile, gözlerimi kapatıyorum.
Ve yüzümde, aynı sizinki gibi, salak bir tebessümle rüyalar düşünüyorum(!).
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
31/7/2007 - Kendine bakmaya cesaretin var mı ?

Ve konuştu ona…
İyi misin ?
Hem kalp, hem ruh, hem beden olarak, iyi misin ?
İyiyim dediğin zaman, hangisiyle hissedersin daha çok ?
İyi bir insan mısın gerçekten ?
Hangi terazide tarttın kendini de, iyiliğine değer biçtin ?
Terazin iyi mi ?
Yoksa sen, bozuk bir terazi ile kendini “iyi” tartmanın arkasında mı yaşıyorsun ?
Seviyor musun ?
Senin sevginin şartları vardır, pek değiştirmezsin onları.
Sevilmenin şartları hep değişir ama.
Seviyorsan, sen dönüşürsün başkalarının şartlarına.
Ve dersin : “Ben senin seveceğin kişiyim.”
Sevilmeyecek yanlarını öyle bir yere saklarsın ki;
Biri bulursa, onun suçu olurlar...
Sen sevilecek kişisindir, hep öyle olmuşsundur.
Ama aslında bilirsin sevilecek kişi olmakla,
Hep onun seveceği biri gibi yaşamış olmak arasındaki farkı.
Utanmazsın, sıkılmazsın, düşünmezsin, üzülmezsin…
Çünkü bunu tek bilen sensin !
Günah içindedir senin…
İç organların bile çıksa dışına, o çıkmaz.
Günahsız hissetmenin tek çaresi bahanelerindir.
Yaptığın her şeye bir sebep bulursun.
Başkalarının sessiz ve habersiz akıllarına hoş gelmek yeter sana.
Farkındasın; yarıçıplak yaşayan bir güruh içindesin,
Hepsi senin kadar aşağılık…
Sessizce sözleşmişsiniz birbirinizin ayıplarına bakmamaya,
Onurlu insan rolleri dağıtılan bir oyunda.
Sen bile bazen tiksinsen kendinden, hemen bırakırsın düşünmeyi;
Çürümüş içini sakladığın paketinle gurur duymayı yeğlersin.
Sen bir hediye paketi gibisin, içinde pislik olan !
Pislik bile bir varlıktır,
Ama sen, koruyamadığın değerlerinin dönüştüğü bu hali kabullenemezsin...
O yüzden boş bir kutudan ibaret olduğunu hayal edersin,
Bu bile en güzel haldir sana artık.
Kendini sunduğun her el, sevinçle kucaklar o ışıltılı, süslü hediyeyi,
Yeter ki, ambalajını sevmenin budalalığı ile kalsınlar, açmasınlar seni.
Vazgeçmişsindir gerçeği arayanların seni bulmasını beklemekten…
Çünkü gerçeklerin çirkindir artık ! Bulmasın kimse... Hatta sen bile…
Gerçek değilsin artık !
Senden yansıyan hangi foton zerresi güzellik taşıyabilir ki şimdi ?
En güzel duygularını seç !
Sevmek mi ?...
Bir virüsün, bedeni sevmesi gibi seversin sen !
Neden aradın Aşkı, bir düşün…
Lanetine bedel olacak, bir günah keçisiydi istediğin.
Şehvetine oyuncak, sapkınlığına hastalık…
Mutluluk verecekti sana,
Ama karamsarlığının en büyük sebebi olacak, seni bıraktığında.
Fedakarlığının, sadakatinin, hesapsızca sevişinin hedefiyken,
Suç mızraklarıyla delik deşik edeceğin bir kuklaya dönüşecek.
Böylece, bedenini yırtarcasına çıkacak kötülüğün,
Senden başka bir kurban bulmanın iknasıyla…
Düşür gerçek yüzünü, çıksın ortaya özünü anlatan masken !
Sil, mahkum olduğun sefaletinin samimiyet makyajını !
Bir Güneş’in ışığı değmedi senin yeryüzüne,
Ücra yanlarını mumlarla aydınlattın.
Kötülüğünün ve zayıflığının isteklerini, en güzel kelimelerle tanımladın.
O yüzden Aşk dedin, kontrol edemediğin bedeninin yaptıklarına,
Dürüstlük diye geveledin ağzında, gizlemeyi riskli gördüğün pisliklerini.
İçinde büyüttüğün benliğini, mütevazilik örtüsü ile sakladın.
Sahte vicdanlar yarattın maytap gibi patlayan,
Sızlayışlarında rengarenk ışıklar saçarak büyülediler izleyenleri.
Her şenlikte biraz daha kör oldu gözlerin,
Pörsümüş kalbinin çaresizliği, sadece senin beyninde küçülüp gitti.
Sen de küçülüp sonra kaybolacaksın.
Hatalarından soyutlamaya çalıştıkça kendini,
Görmezlikten geldikçe içeriğini,
Varlığını yitireceksin,
Yokluğunla kalacaksın.
Çekildi aynanın önünden…
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
31/7/2007 - Ölmeden önce aç kalbe

Uyku haplarından aldım. Ölecek miyim acaba ? Veronika’nın o intihar sahnesi canlandı gözümde. Son anlarını yaşadığını düşünürken neler hissediyordu, şimdi anlayabiliyorum galiba. Ben muhtemelen ölmeyeceğim. Hem az hap aldım, hem de şu an ölüm çok uzak görünüyor bana.
Neden yaşamalıyım ? Neden düzgün, güzel bir hayat yaşamalıyım ?
Dürüst olmak, ahlaklı olmak, iyi kalpli olmak, hoşgörülü olmak, sevmek, affetmek, özür dilemek, inat etmemek, gurur yapmamak, hatta âşık olmak…
Neden ?
İnsan birinden tokat yediğinde ne yapmalı ?
A) Öbür yanağını da dönmeli.
B) Teşekkür etmeli.
C) Gülümsemeli ve sevinçle oradan uzaklaşmalı.
D) Hiçbir şey olmamış gibi davranmalı.
Son seçenek en çok yaptığım galiba. Yapması en kolay, kabullenmesi en zor olanı…
Ama ben kendime tokat attığımda da, öyle davranıyorum.
Karşımdakini kendim sanmam olası mı ?
Evet.
Onu kendim sanıyorum, bir parçam…
Ama eğer benim bir elim bana devamlı tokat atsaydı, onu keserdim.
İşlerim için kullanamadığım, üstelik sürekli bana vuran bir el hiç olmasın daha iyi.
Bir söz var : “İnsanın kendine yaptığı kötülüğü, cümle âlem toplansana ona yapamaz.”
Ben kötülük yaptım…
Herkesin bilgiççe yaptığı bir şeyi yapacağım şimdi…
Aşkın tarifini yapacağım, ölmeden önce :
“ Aşk; bir şey için sevmek değildir, bir şey ise sevmek değildir, ama bir şeye rağmen de sevmek değildir. ‘Rağmen’ olacak şeyleri göremeyecek kadar kör olmaktır. Sadece sevdiğini görmektir. Gülü sever gibi ama uzaktan değil, yakından da değil !... İçine alarak sevmektir.
Dikenini de sevmektir ! Ya da görememek…
Gülü avuçlarına alıp, dikenlerini etine batıra batıra sevmek !…
Ondan gelen acıyı da sevmektir AŞK.
Yeter ki o, acı çekmene değsin…”
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
31/7/2007 - Yaşadım

Kafama silahı dayadım…
Eğer beynimde bir tümör olsaydı adını “Hayatın anlamı” koyardım.
Sanki bildiğim bütün duygular bir tabağa konmuş,
Ve ben kocaman bir kaşığı içini daldırıp sonra ağzıma götürüyorum.
Her birinin tadını ayrı ayrı alıyorum.
Düş kırıklığı, bezginlik, merak, heyecan, umut, sonsuz boşlukta gezinmek…
Hepsi farklı… Bazısı biraz ekşi, bazısı mayhoş. Bazısı da hiç bıkılmayan bir lezzet gibi.
Hep kanser olmak istemişimdir, sonra da iyileşmek…
Böylece hayatın ve sağlığımın kıymetini daha iyi anlamak…
Hep kendimi tanımak istemişimdir;
“Başkalarını tanıyan kültürlü, kendini tanıyan bilge olur.” sözünü duyduğumdan beri.
Hep sevmek istemişimdir; bir ölü, severek yaşandığını anlatınca bana.
Hep aramak istemişimdir, bulunacak çok şey var.
Hep başkalarına dokunmak istemişimdir, kalpleri atıyor çünkü.
Tetiği çektim…
Bazen üzmek istemişimdir, insanlar hislerini açığa vursun diye.
Bazen kaybolmak istemişimdir, bulunmak için.
Bazen ağlamak istemişimdir, kalbim kurur yoksa bilirim.
Bazen boş vermek istemişimdir, hiçbir zaman dolmuyor nasıl olsa…
Bazen ölmek istemişimdir, gerçek hayatı yaşamak için.
Önce bir gürültü, çınlama…
Hayatı gördüm, anladım, tattım.
Gülümsedim.
Kafatasımın delindiğini hissettim,
Beynimin parçalandığını hayal ettim.
Sonra hiçbir şeyim kalmadı.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
"deja vu'nun bir de tersi vardır.
buna jamais vu denir.
sürekli aynı insanlarla karşılaşıp aynı yerlere gidersiniz,
ama her seferinde ilk kez olmuş gibi hissedersiniz.
herkes her zaman yabancıdır.
hiçbir şey tanıdık gelmez."
Şu an ilk nefesinizi alıyorsunuz,
İlk defa görüyor, duyuyor ve hissediyorsunuz.
İlk sözcükleriniz dökülecek şimdi ağzınızdan.
İlk düşünceler belirecek.
Nasıl başlayacağınıza siz karar verin...
---------------------------------------
Kategoriler
Arkadaşlarım
kaybolusculuk yagmurlagelen sokakedebiyatinet
|